Göller, nehirler kuruyor. Yeraltı suları çekiliyor. Türkiye
çoraklaşıyor. Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerin tatlı suyu
bitti. Oradan buradan sağlanıp akıtılan su, arıtıldıktan sonra bile
çamurlu, pis, bazen arsenikli, nehirlere akıtılan kanalizasyonlar
sayesinde çoğu kez b.klu ve salgın hastalıklara yol açmasın diye içine
basılan (kanserojen) klor oranı, zaten doğrudan zehir düzeyinde.
Po
litika, genelinde bir ülkenin geleceğini çizmek, özelinde ileriyi düşünerek önlem almak işlevidir.
Yukarıda saydıklarıma “yıkıcı” bir deprem beklentisini, Türkiye’nin en
büyük nüfusunu ve ekonomik atardamar işlevini ekleyecek olursanız,
geleceği en karanlık bölge, kuşkusuz İstanbul.
Hiç olmazsa ivedi ve en korkunç sonuçları verecek tehlikelerin
odağındaki İstanbul için rasyonel bir politika üretmek gerekir, değil
mi?
Ne gezer...
Suyu kalmayan bir kente, yağmur sularını emecek ve barajlara su
getirecek yeşil alanlar yaratmak, kent merkezinde deprem sonrası çadır
kurulabilecek yeşil alanlar açmak gerekirken, olanlar talan ediliyor,
imara, betona, ranta açılıyor.
Boğaz ve denizlerle sınırlı, dolayısıyla narin bir coğrafyaya, ne yer
üstünde, ne de yer altında kaldırabileceği bir nüfus yoğunluğu,
üzerindeki betonlar arttıkça yığılıyor.
Bu narin coğrafya, mezarlıklara şimdiden üst üste gömülen ölüleri,
sindiremediği için kokan kanalizasyonları, katısından sulusuna açık
çöplükleriyle altına üstüne binen yükü taşıyamıyor artık.
Dünkü Vatan’da, Öge Demirkıran’ın (Bravo, Öge!) İstanbul Belediye
Meclisi’nde AKP’nin rant çarkı Dişli’sinin sadece TESCO operasyonuna
dair “imar tadilatı”na yegâne muhalif üye, CHP’li Hüseyin Sağ’la
röportajı vardı.
Aralarında 74 CHP’linin bulunduğu 347 üyeli İBB meclisinden, TESCO
operasyonuna “hayır” diyen biricik babayiğit, Hüseyin Sağ’ın yaptığı
saptamalar kanımı dondurdu.
İstanbul’un bir başına birkaç ülke kadar ürettiği çöplerini ayıracak,
işleyecek, başta enerji, tekrar kullanılacak ham madde üretecek ve
toprağı işgal etmeden yok edilecek TEK bir fabrika kurmayan bu
meclisten, 4 yılda 4 bin rant dosyası geçmiş.
Hüseyin Sağ’ın “kanlı cuma” adını taktığı bir cuma, hazretler 230
dosyayı ellerini indirmeden oylayıp geçirmişler... 74 CHP’li üyeyi
kastederek, “Hepimiz itiraz etseydik, hiçbirinin oylamasına sıra
gelmezdi,” diyor Sağ. Haklıdır.
İBB’yi dolduran 347 kişi, İstanbul halkını temsil ediyor orada.
Görevleri, kenti bugün yaşanılır kılmak, yarın yaşanılmaz hale
gelmesini önlemek.
Oysa tersini yapıyorlar. Depremde daha çok insanın ölümünü hazırlıyor,
kentin mahvına, doğanın katline, bu coğrafyanın er geç hastalık, ölüm,
yıkım olarak kusacağı kirlenmeye yol açıyorlar.
Söyleyin bana talan eden, kentini ve temsil ettiği halkı seviyor mudur? Yaşadığı kenti korumayan, vatanı mı korur, insanı mı?
Bir dürüst adam, Hüseyin Sağ’ın “kanlı cuma”sını düşündüm de...
Muhalif olanlar dışında, 230 dosyayı ellerini indirmeden geçiren AKP’li
üyeler ve diğer partilerden rantçı yandaşları, o gün cuma namazına
gittiler mi acaba?
Yağmaladıkları ve felakete hazırladıkları bir kenti, Allah’a mı emanet edip rahatlattılar içlerini?
Nasıl ve niçin şükrettiler Allah’a? Her şeyi Allah’tan belleyip
beklediklerine göre, kendilerine meclis üyeliği nasip eyleyip ceplerini
doldurduğu için mi?
Bizzat kendi çocukları zehirli havadan, zehirli sulardan yakında
susuzluk ve pislikten, depremden çok patlayan kanalizasyonların içinde
boğulacak bir bölgede ölür ya da mahsur kalırken, kim yazmış olacak
kaderlerini? Allah mı, yoksa onların bu kenti betona boğan 230 dosyayı
hiç inmeden geçiren elleri mi ?
Bugün imar gücüyle kalkan bu eller, hazırladıkları enkazı da iman gücüyle kaldırır, herhal!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


