Suyun sosyal, ekonomik ve ekolojik yaşam için önemi tartışılmaz bir önemi olduğundan yola çıkan deklarasyonda çevre dostu ve yaşamın sürdürülebilirliğinden yana olan tüm kişi ve kuruluşlar ortak mücadeleye davet ediliyor.
Uluslar arası bir kuruluş olan Dünya Su Konseyi, her üç yılda bir düzenlediği ve en son 2006 yılında Meksika'da topladığı "Dünya Su Forumu"nda suyun ticari bir meta olduğunu yineleyerek, temiz kullanılabilir suya ulaşım sorununun özelleştirmeler yoluyla çözüleceğini vurgulamıştır. TÜSİAD' ın şebeke suyu yatırımlarının özel sektöre açılmasını isteyen bir çağrısı Eylül 2008 ayında basına yansımıştır.
Ülkemizde giderek artan su ihtiyacı ve su kaynaklarının kullanım biçimi sıklıkla gündeme gelmektedir. Suyun korunması, doğru ve planlı kullanımı, bilim ve toplum yararı ekseninde yapılmalıdır. Ülkemizde suyun kullanımıyla ilgili çalışmalar bir dizi çelişkiler içermektedir. Bu çelişkiler, su kaynaklarının verimsiz ve farklı amaçlarla kullanımı açısından Türkiye'nin geleceğini tehlikeye sokacak boyuttadır. Örneğin, sulama ve baraj projelerinin, gerek planlama gerekse uygulanma aşamasında tarımsal ve çevresel etkileri göz ardı edilmektedir. Ülkemizin sulama yatırımlarına yönelik planları ağırlıklı olarak yeni su kaynaklarının tarıma arzı yönündedir. 'Nehirler boşa akmamalı' gibi akıldışı söylemle nehirlerimize büyük barajlar kurulmasına son verilmelidir. Bu yatırımlarda o yörede yaşayan canlıların ve bitki türlerinin zarar görmesinin önüne geçilmelidir. Hasankeyf, Allianoi, Munzur gibi kültürel mirasımızı ve doğal alanlarımızı yok edecek olan projeler derhal iptal edilmelidir. Kentlerde evlere konturlu su sayaçlarını takmaya çalışmak yerine %40' a varan şebeke kayıplarını en aza indirmek kamuyu yönetenlerin öncelikli görevi olmalıdır.
Ancak, DSİ başta olmak üzere farklı yatırımcı kamu kuruluşlar tarafından uygulanan projeler sonucu toplam 1 milyon 40 bin hektar sulak alan yok olmuş ve nehirlerimizin önemli bir kısmının doğal yapısı bozulmuştur. Yok, olan sulak alanlarla birlikte bu alanların yer altı sularını beslemesi ve doğal arıtım gibi ülke ekonomisine olan dolaylı katkıları da ortadan kalkmıştır. Son elli yıl içinde su kaynaklarına yapılan müdahaleler sonucunda birçok canlının nesli tehlike altına girmiş ve bazı türler ise tümüyle yok olmuştur. Kamu eli ile yapılan bu yıkımın, suyun özelleştirilmesi sonucu daha da artacağı açıktır. Ülkemizde yapılan sulama faaliyetlerinin %94'ü suyun aşırı kullanımına neden olan yüzey sulama (karık, tava, salma) yöntemleriyle yapılmaktadır. Bu yöntemlerle yapılan sulamada, suyun yaklaşık yarısı, ürün tarafından kullanılamadan ziyan olmaktadır. Yüzey sulamasının bir diğer olumsuz etkisi ise orta vadede tuzlanmaya neden olarak toprağı verimsizleştirmesidir. Bu noktada, öncelikle tarımın hizmetinde olan su kaynaklarının verimli kullanımını sağlayan politika ve uygulamalara ihtiyaç vardır.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


