Güney Ege Bölgesi Geleneksel Mimarisinde Sürdürülebilir Yaklaşımlar Sempozyumu Yapıldı

e-Posta Yazdır PDF

Güney Ege Bölgesi Geleneksel Mimarisinde Sürdürülebilir Yaklaşımlar Sempozyumu 19-20 Haziran 2009 tarihleri arasında, Muğla Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Mimarlar Odası Muğla Şubesi Başkanı Sinan Akyurtlaklı, açış konuşmasında “Amacımız ortak paydalarda birleşmek ve yöre mimarlığının geçmişten geleceğe uzanan bir perspektif içinde geliştirilebilmesi için ortak hareket yollarını aramak. Önümüzdeki Eylül-Ekim ayında Rodos’ta birlikte olacağız ve ortaya bir sonuç bildirgesi koyacağız. Bildirgeyi her iki yakanın hükümetlerine göndereceğiz. Bu etkinliğin Türk-Yunan dostluk çabalarına da olumlu katkılarda bulunacağına inanıyoruz” dedi.

mugla_rodos_b_b1

Yunanistan Teknik Odası Oniki Adalar Şubesi Başkanı Panayotis Veneris de “Türk ve Yunan halkını birleştiren iki unsur var: Coğrafyamız ve kültürümüz. Aynı coğrafyayı paylaşıyor, aynı kültürü taşıyoruz. Bu kültürün korunması ve gelecek nesillere aktarılması da bizlerin ve iki ülke halkının elindedir” şeklinde konuştu.

Birinci gün yapılan oturumlarda, her iki ülkenin mimari ve kültürel anlamda pek çok ortak paydasının bulunduğu belirtildi ve kültür mirasının korunması için ortak çalışmaların yapılması gerektiği vurgulandı. Etkinliğin ilk gününde, Mimar Cengiz Bektaş, Prof. Dr. Atilla Yücel ve Atina Üniversitesi’nden Prof.Dr. Maro Philippa Apostolou, her iki ülkenin mimarisi, diğer kültürel değerler ve sürdürülebilirlikle ilgili sunumlarını yaptılar.

mugla_rodos_b_b

Etkinliğin ikinci gününde ise, ilk gün açılan ve her iki ülkenin mimar ve mühendislerinin çalışmalarının sergilendiği işlere ilişkin 12 (6 Türkiye + 6 Yunanistan) sunum yapıldı:

Rodos Şehri Mimarisi Kısa Tarihçesi / Paris Papatheodoru
Türkiye’de Korumanın Kuramsal, Yasal ve Pratik Gündemi / Emel Kayın
Rodos’ta Süleymaniye Camisi Restorasyonu / Katlida Dimitra
Kayaköy / Sema Kumyol Rıdbaht
Lindos’un Kaptan Konakları / Yorgali Maria Cristina, Anna Paraskevopulu
Muğla’nın Toprak Damlı Evleri / Ertuğrul Aladağ
İstanköy Ortaçağ Kentine Yapılan Müdahalelerin Dünü ve Bugünü / Stratikopulu Angeliki
Koruma Kurulu Restorasyonu / Mehmet Yenisu
Simi/Sömbeki: Armatörler ve Kaptanlar Yöresi / Anastasia Papayuhannu
Bodrum’da Bir Değirmen Restorasyonu / Şerife Türk Derin
Akdeniz Mahalleleri / Anaknostidu Eti
Bodrum-Kos Hikayesi / Ali Haydar Pekdemir

İki gün süren karma etkinliğin ardından buluşma 21 Haziran 2009 Pazar günü her iki ülke için de büyük önem taşıyan Kayaköy gezisiyle son buldu.

Mimarlar Odası Genel Başkanı Bülend Tuna, buluşmada şu konulara değindi:

Bu buluşmamızda “Geleneksel Mimaride Ekolojik Yaklaşımlar” temasını irdelemek, geleneksel mimarimizin bizlere öğrettiklerini bir kez daha hatırlamak; geleneksel mimarimizin günümüzdeki durumuyla ilgili gözlemlerimizi, endişelerimizi, önerilerimizi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Binlerce yıldır değişik medeniyetlerin eserlerini bıraktığı, mimarlık ve kentleşmenin benzersiz örneklerinin görüldüğü topraklarda yaşıyoruz. Aynı coğrafyayı paylaşıyor, aynı denizin balığını yiyoruz. Bugün hangi ülkenin sınırları içerisinde olursa olsun, farklı medeniyetlerin ürettiği kültürel mirasın hepimizin, tüm insanlığın ortak kültürel mirası olduğunu; korunması ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde devredilmesi gereken birer kültür emaneti olduğunu biliyoruz. Bu her şeyden önce bize, bu bölgenin mimarlarına önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Zengin bir tarih ve kültüre sahip olan, doğal çevre açısından yüzyıllar boyunca cömert olanaklar sunan bu ortak coğrafyada, yapılı çevrenin oluşumunda ve korunmasında pay sahibi olan bizler, bu konudaki sorumluluğumuzun bilincinde olarak davranmak durumundayız.

Dünyanın farklı ülkelerinden pek çok kişi bölgemize özgü bu özellikleri görmek için ülkelerimizi ziyaret etmektedir. Bunu kültürel bir zenginlik olarak görüyor ve mutlu oluyoruz. Ancak bir konuyu da hatırlatmak istiyoruz. Kıyılarımız yalnızca yabancı turistler için değil, burada yaşayanlar için bir rekreasyon, dinlenme ve yerleşme alanıdır. Doğal ve kültürel mirasın zengin olduğu bölgemiz turizm yoğunluğuyla karşı karşıya kalmıştır. Plansız turizm gelişmelerinin yerel doku üzerindeki olumsuz etkilerini eminim ki sizler de ülkenizde yaşamaktasınız. Doğal ve kültürel mirasımızın bizlere sunduğu fırsatları olumsuzluğa çevirmemek için, kıyılarımızda plansız yapılaşmaların önüne geçilmesi ve kıyı kentlerimizde planlama ve koruma konusunda iyi örnekler geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Kentsel sit alanlarının müzecilik anlayışıyla korunması mümkün değildir. Böyle bir dokunun korunmasının, ancak içindeki hayatın sürmesiyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Koruma olgusunun geniş halk kitlelerince yeterince benimsendiğini söyleyemiyoruz. Koruma, yatırımları engelleyen, kentlerimizin mekânsal gelişimine olanak sağlamayan bir olgu olarak görülmektedir. Şüphesiz ki bu anlayışın arkasında hızlı Kentleşme, kent merkezlerindeki rantın giderek artması, kültürel varlıkların günümüz yaşamına uyarlanarak kullanılabileceği ilkesinin benimsenmemesi gibi hususlar bulunmaktadır.

“Gelecek, geçmişin yok edilmesi pahasına yaratılamaz”, Amsterdam Bildirisi’nin bu özlü sözü bugün bize rehberlik etmektedir. Önemli olan, önceki nesillerin yapıtlarını, ürünlerini görerek insanlığın evrimini anlamak, zaman içinde nerede olduğumuzu kavramaktır.

Küresel iklim değişikliği konusu dünya gündemine bütün yakıcılığıyla girmiş bulunuyor. Kuraklığın tarıma etkisi, kentlerimizde yaşanan susuzluk, düzensiz yağışlar, kuruyan göllerle ilgili haberler hemen her gün basınımızda yer almaya başladı. Sorun sadece ilgililerin tedbir almasıyla önlenemeyecek boyutlara varmıştır. Teknik elemanların, bilim insanlarının yeni çalışmalar yapması, yönetimlerin bunları desteklemesi, sonuçlarını değerlendirmesi ve hayata geçirmesi önemlidir. Ancak çok önemli bir başka boyut da hepimizin kendi alanımızla ilgili olarak bu sürece nasıl destek vereceğimizi irdelememiz ve çözüm üretmemizdir. Yeryüzünde yaşayan herkesin, kaynakların sınırlılığının ve giderek tükenmekte olduğunun farkında olması ve yaşam tarzını buna yönelik olarak kurgulamayı bilince çıkartmasıdır.

Mimarlar olarak bu konuda neler yapabilir, ne gibi öneriler geliştirebiliriz? Her şeyden önce mimarlık eğitiminin içerisinde çevre sorununun daha etkin bir şekilde ele alınması; mimari tasarımın olmazsa olmaz bir parçası olarak çevre verilerinin incelenmesi, çevreye duyarlı tasarımın öneminin eğitim sürecinde daha sık vurgulanması gerektiğini düşünüyoruz. Yaşadığımız çevre sorunlarını ve mesleğimizin bu kapsamdaki sorumluluğunu dile getirirken geleneksel yapılarımızın önemli bir örnek olarak görülebileceğini söyleyebiliriz. Mimari tasarımda enerji duyarlılığı konusunda geleneksel yapıların öğrettiklerini hatırlamamız; modern yapılarda bu yerel özelliklerin, çevre verilerinin mimari karşılıklarını değerlendirmemiz, bu duyarlılığı yeni yapılarımıza taşımamız pekâlâ mümkündür.

İklim faktörünün mimarinin vazgeçilmez öğesi olarak vurgulanması, buna yönelik çözümlerin aranması, belki de yerine göre alternatif enerji kaynaklarının yapılarda kullanımının mimari açıdan değerlendirilmesi gerekecektir. Şüphesiz ki bu arayışın istenmesi, teşvik edilmesi de gerekecektir. Mimarın tek başına deneysel bir yaklaşımla bunu araması mümkün değildir. Yapı üretim süreci, doğası gereği çok bileşenlidir. Öncelikle işverenin bunu talep etmesi, yönetmeliklerin bunu zorlaması, yönetimlerin çeşitli teşviklerle bu yatırımları kârlı kılabilecek hale getirmesi gerekiyor.

Kentler üzerinde atık gazların birikimi ile oluşan sera etkisinin ve karbondioksit emisyonunun yarısı, inşaat ve ulaşım sektörlerinden kaynaklanmaktadır. Mimarlar gelecek nesillere iklim ve doğal döngüsü bozulmamış, sağlıklı ve sürdürülebilir çevreler bırakmakta birinci derecede yükümlüdürler. Tasarımın içine sindirilmemiş bir çevre yaklaşımının yarattığı sorunların, teknolojinin gücüyle aşılabileceğinin çözüm olarak gösterilmesi yanıltıcı olabilmektedir.

Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da Dünya Su Forumu’na paralel olarak düzenlenen etkinliklerde, suyun ticarileştirilmesi yönündeki eğilimlere dikkat çeken ve su kaynaklarının dikkatli kullanılması konusuna değinen konuşmalar yapıldı. Her şeyden önce su havzalarının yapılaşmaya karşı korunması, giderek azalan temiz su kaynaklarının kirletilmesinin önlenmesi gerektiği vurgulandı. Giderek azalan ve kentlerin artan ihtiyacını karşılamakta zorlandığımız suyun dikkatli kullanılması konusunda gündeme gelen; su dağıtım sisteminin yenilenmesi, yağmur suyu toplama sisteminin kurulması ve bunun etkin kullanımı kapsamındaki önerilerin geliştirilmesi büyük önem kazanıyor. Bilimsel etkinliklerde dile getirilen önerilerin gündeme gelmesi, örneğin binalardaki su tesisatlarının atık su miktarını azaltacak şekilde değiştirilmesi önerisinin irdelenmesi; yapılarda sarnıç sisteminin geliştirilmesi, geleneksel bilginin yenilenmesi, yağmur suyu kullanımının yönetmelik kapsamına alınması gibi konuların işlenmesinin zamanının geldiğini düşünüyorum.

Elimizdeki kaynakların sınırlılığının farkına varmamız gerektiğini; kentlerimizin, yaşam çevrelerimizin daha iyi yaşam kalitesine sahip olmalarının; teknik bilgimizi ve yaratıcılığımızı bu yönde de kullanabilmemize bağlı olacağını vurgulamak isterim.

Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda binlerce yıldır değişik kültürlerin bize bıraktığı zengin arkeolojik ve mimari miras, sahip olmakla onur duyduğumuz kültür zenginliğimizdir, bize gurur vermektedir. Bu coğrafyada çalışan mimarlar olarak aynı zamanda büyük bir sorumluluk da duyuyoruz. Bu eşsiz birikiminin yanına kendi yorumumuzu, yapımızı koymayı; katkımızı, yaratıcılığımızı esirgememeyi; nitelikli tasarım katkısıyla sadece yapının sahibinin ve kullanıcısının değil, kentin ve kentlinin de yaşam kalitesini, beğeni düzeyini yükselten bir etki bırakabilmeyi önemsiyoruz.

Sözlerimi “Türkiye Mimarlık Politikası” metninden bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

“Mimarlık, öteki sanat dallarından farklı olarak, insana yaşam çevresi sunar ve onun yaşamını belirler. Kuşaklar boyu süren bir etkiye sahiptir; bir yere ait olma, o yerle övünme duygusu verir.”

Bize övünülecek yaşam çevreleri sunan yapı ustalarına, mimarlara; emeği değerlendirip hakkını verenlere; mimarlık adına katkı yapanlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Mimarlar Odası Muğla Şubesi 2.07.2009

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile