Anadolu Sohbetleri beş yıllık süre içinde 6 kez
Antalya'da yapılmış. Bu kez sohbetin konusu yılda dokuz milyon turistin
geldiği, bir kişinin ortalama 600 Euro bıraktığı Antalya'nın markalaşma
süreciydi. Toplantının konuğu kurumsal kimlik, marka ve iletişim konularında
ünlü bir isim olan, "marka ülke" kavramını geliştiren Wally
Olins'ti.
Olins, Londra, Mauritius, Kuzey İrlanda, Polonya,
Portekiz, İspanya gibi ülkelerin ve şehirlerin markalaşma sürecinde çalışmış.
Renault, Volkswagen, Tata ve BT de kurumsal kimlik konusunda danışmanlık
verdiği şirketler arasında.
Olins marka olmanın anlamı ve farklı
yollarını anlatırken danışmanlık yaptığı ülkelerden ve şirketlerden
örnekler verdi. Mesela Almanya dendiğinde insanların aklına araba markaları
geliyor. Ama Samsung dendiğinde kimsenin aklına Kore gelmiyor. Fransa; moda,
yemek ve şarap demek. Dünyanın algılama açısından en önemli ve karmaşık imaja
sahip ülkesi ise Amerika. Hem en çok nefret edilen, hem de en çok yaşamak
istenen ülke.
Bir ülkenin markasını yaratırken "güneş,
deniz, kum, ucuz yaşam", "çelişkiler ülkesi" gibi klişeler hiç
işe yaramıyor. Çünkü bu gibi sloganları en az yetmiş ülke kullanıyor günümüzde.
Hele marka olmak isteyen bir şehirse, işi bir ülkeden daha da zor.
Bundan 35 yıl önce kendini paella, şarap, flamenko
ve deniz ile pazarlamaya çalışan İspanya gerçekte sahip olduğu tutku, güneş,
mimari, sanat ve renklerle bir marka olmuş. Yirmi yıl önce basit bir Katalan
kenti olan Barselona da bugün olimpiyatlar, mimari ve sanatın desteğiyle marka
kentlerin başında geliyor.
Olins, her yıl milyonlarca turist gelse de
Antalya'nın kent olarak bilinmediğini düşünüyor. Bugün Antalya dünyanın
herhangi bir yerinde üretilen 7 dolarlık beyaz bir tişört gibi. Ama aynı tişört
üzerine bir timsah işlendiğinde 50 dolar, Prada markası yanına iliştirildiğinde
de 140 dolar oluyor.
Olins, Türkiye'nin kendine ait kültürel mirasını
bugüne dek nasıl kullanmadığına şaşırıyor. Marka uzmanına göre en ayırt edici
özelliğimiz bu topraklarda yaşanan uygarlıkların kanıtı arkeolojik
zenginliğimiz. Ülkeler, kentler önce kimliğini ortaya koymalı, tarihiyle,
kültürel mirasıyla, yerel değerleriyle geçmişine sahip çıkarsa marka arkadan
geliyor.
Belediye Reisi Menderes Türel, Antalya'nın
eksikleri olsa da marka olma yolunda hızla ilerlediğini, dünyada da
yeterince tanındığını düşünüyor. Toplantının ikinci konuk konuşmacısı Öger Tur
Yönetim Kurulu Başkanı ve Avrupa Parlamentosu milletvekili Vural Öger'e
göre Antalya'nın bir Akdeniz kenti görüntüsüne kavuşmadan, beton yığını
halinden kurtulmadan bir yaşam tarzı ve gustosu sunmadan marka olması imkansız.
Antalya bugün Avrupa'da özellikle de Almanya'da çok
az paraya tatil yapılan, "her şey dahil" bir yer olarak biliniyor.
Ayırt edici bir özelliği olmadığı için müşteri aynı fiyata başka bir yer
olduğunda oraya gidiyor. Öger, yeni imara açılacak bölgelerde yeni bir konsept
yaratılması gerektiğine inanıyor. İstanbul, Bodrum, Kapadokya örneklerinde
olduğu gibi.
Hem Olins'in hem Öger'in konuşmaları başlangıçta
Antalyalıları gerdi. Konuklardan beklenen, marka olma yolunda dertlerine derman
olacak reçetelerdi. Ama ne yazık ki marka olmak istiyorum diyerek marka
olunmuyor. "Netlik, açıklık, tarza sahip olma, belirleyici özellik ve
sağlam bir fikir" marka olmanın olmazsa olmaz elemanları.
Bugünün Antalyası Türkiye ölçüsünde modern bir şehir olabilir ama bu, marka olmaya yetmiyor. Hatta bu sıradan görünümü marka olmanın önündeki en büyük engellerden biri. Sadece Altın Portakal Film Festivali, bu haliyle Aspendos yetmiyor. Likya Yolu, St. Paul Yolu Antalya'ya en fazla artı değer kazandıracak projeler gibi görünüyor. Sit alanlarının korunması, müze ve ören yerlerinin çağa uydurulması da markalığa giden yolun olmazsa olmazları arasında...
Kaynak:Referans Müge Akgün
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


